<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-22519925</id><updated>2012-01-31T09:34:50.960+02:00</updated><category term='medya'/><category term='caz'/><category term='müzik'/><title type='text'>Beam me up</title><subtitle type='html'>Türkiye'den dünyadan, radyodan televizyondan, müzikten spordan, ne varsa hepsinden bahseden serbest çağrışıma dayalı bir iletişim kanalı. Bir yanıyla yeniliğe, diğer yanıyla Bach'ın tınılarına tutkun bir haller bütünü.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://muratbasboga.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muratbasboga.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Murat Basboga</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00413372275052498597</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/640/DSCF0030t.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>15</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22519925.post-3345714773776874167</id><published>2007-12-31T14:39:00.000+02:00</published><updated>2008-01-01T17:52:17.135+02:00</updated><title type='text'>Yenidoğan, yeni heyecan</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_Lqe3UHyxt-A/R3kYEybL8mI/AAAAAAAAAC8/6BeysFgB83U/s1600-h/p0.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_Lqe3UHyxt-A/R3kYEybL8mI/AAAAAAAAAC8/6BeysFgB83U/s320/p0.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5150174119409218146" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Günler günleri, haftalar haftaları, aylar ayları kovaladı. Yeni bir başlangıca geldik yeniden. Tek kişilik heyecanlar, bu yıl yerini iki kişiliklere bıraktı. Yeni yıl ise yenidoğanla birlikte daha da renklenecek, planlar üç kişilik yapılacak, kahkahalar üçe katlanacak. Hepimizden hepinize iyi yeni yıllar, sağlıkla dolu istediğiniz bir yıl geçirmeniz dileğiyle. Özlem-Murat&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22519925-3345714773776874167?l=muratbasboga.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muratbasboga.blogspot.com/feeds/3345714773776874167/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22519925&amp;postID=3345714773776874167' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/3345714773776874167'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/3345714773776874167'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muratbasboga.blogspot.com/2007/12/yenidoan-yeni-heyecan.html' title='Yenidoğan, yeni heyecan'/><author><name>Murat Basboga</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00413372275052498597</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/640/DSCF0030t.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Lqe3UHyxt-A/R3kYEybL8mI/AAAAAAAAAC8/6BeysFgB83U/s72-c/p0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22519925.post-7027451917564769331</id><published>2007-08-10T21:13:00.000+03:00</published><updated>2007-08-13T08:36:11.165+03:00</updated><title type='text'>İşler kötüye gidiyor, durduran yok</title><content type='html'>Dünyanın önde gelen ekonomistlerinden Paul Krugman, The New York Times Gazetesi'ndeki makalesinde piyasalardaki erimenin 1998 yılındaki LCTM krizi kadar kolay atlatılamayabileceğini vurguluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;PAUL KRUGMAN &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan 9 yıl önce 1998 yılı Eylül ayında dev bir hedge fonu olan Long Term Capital Management, bazı açılardan aynen şimdiki duruma benzer bir şekilde mali piyasalarda erimeye başlamıştı. O kriz döneminde ABD Merkez Bankası'nın üst düzey yöneticilerinden birisinin piyasaların hayli kırılgan olan piyasanın durumuna yönelik olarak düzenlediği bir bilgilendirme toplantısına katılmıştım. Katılımcılardan birisi "Ne yapabiliriz?" diye sorduğunda, FED yetkilisi aynen şöyle yanıtlamıştı: "Dua edebilirsiniz."&lt;br /&gt;Ettiğimiz dualar kabul edildi. ABD Merkez Bankası liderliğinde başlatılan kurtarma operasyonuyla LCTM krizinin ateşi söndürülürken, dönemin Hazine Bakanı Robert Rubin ve ABD Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan yaptıkları açıklamalarla tüm yatırımcılara işlerin yoluna gireceğine yönelik güven aşıladılar. Böylece piyasalarda yaşanan panik sona erdi.&lt;br /&gt;Çarşamba günü, ABD Başkanı George W. Bush da, yaptığı işletme yüksek lisansından hafızasında kalan sözcükleri kullanarak, yatırımcılara güven verip piyasaları yatıştırmaya çalıştı. Ama, ikisi arasında şöyle bir fark var, Bush'un kredibilitesi sorunlu. Diğer yandan, piyasalarda yaşanan bu durumu düzeltecek herhangi birisi de ortada görünmüyor. Şu anda ciddi bir "kurtarıcı" açığı söz konusu. Bu son derece kötü, çünkü yakın gelecekte bir kurtarıcıya ihtiyacımız olabilir.&lt;br /&gt;Piyasalarda son birkaç günde gözlenen hareketler ekonomistleri gerçekten endişelenmeye itiyor, çünkü likidite kurumuş durumda. Bu durumu şöyle tarif etmek mümkün. Normal zamanlarda işlemleri yapılan -konut kredileri ile desteklenmiş- menkul kıymetlerin değeri erirken, değersizleşme etkisiyle bu menkul kıymetler alıcı bulamaz halde.&lt;br /&gt;Bu durum başlı başına endişelenmeye yeter nitelikte. Hatta bu likidite daralması, borçlanma sisteminin daha da olumsuz yönde etkilenerek zincirleme reaksiyon sonucu fon piyasasında iflaslar, batıklar yaratabilir.&lt;br /&gt;Kredi piyasasında halen yaşanmakta olan sıkıntıların kökleri son birkaç yılda finans piyasalarında gözlenen mantıksız gelişmelerden kaynaklanıyor. Tıpkı teknoloji şirketlerinin değerlerinin anlamsız şekilde hızla yükseldiği dönemde olduğu gibi. Konut sektöründe meydana gelen fiyat şişkinliği bunun sadece bir bölümünü oluştururken; diğer yanda insanların sanki risk ortatan kalkmış gibi işlemlerine devam ettiği gözlendi.&lt;br /&gt;Artık herkes riskli konut kredisinde patlayan balondan haberdar; hem kredi almak üzere gerekli yeterliliğe sahip olmadığı için bu yola başvurarak kredi alanlar, hem de yüksek getirisi nedeniyle riskli kredilere dayalı olarak çıkarılan menkul kıymetleri tercih eden yatırımcılar. Ama daha da kötüsü yüksek riskli şirket tahvillerine yatırım yapan yatırımcıların; artan risk nedeniyle zarar görmesi söz konusu.&lt;br /&gt;Son aşamada ise riskli konut kredisi piyasasında yaşanan kriz, diğer alanlarda da bir seri sorunu tetiklemiş görünüyor. İlk aşamada, emlak balonu patlamıştı. İkinci aşamada ise yüksek riskli konut kredisi piyasası eridi. Şimdi de yüksek riskli şirket tahvilleri pazarına yönelik son derece ciddi endişeler söz konusu. Bundan iki ay önce B notuna sahip şirket tahvilleri ile devlet tahvilleri arasındaki risk primi sadece 2.45 puan olurken; şimdi ise risk primi 4.5 puanı bulmuş durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;MANİK DEPRESİF RUH HALİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Yatırımcılar iki hafta önce Bear Stearns tarafından yönetilen iki hedge fonunun değerinin erimesiyle sarsılırken, o günden bu yana piyasalar manik depresif bir ruh halini yansıtmaya başladı. Son iki haftalık dönemde Dow Jones Sanayi Endeksi bir gün üç haneli bir düşüş gösterirken, bir diğer gün tam tersine üç haneli bir yükseliş gösterebiliyor.&lt;br /&gt;Ama Perşembe günü Fransa'nın en büyük bankası BNP Paribas'ın yönettiği üç yatırım fonunu dondurduğunu açıklaması, şimdiye kadar gelen en olumsuz haber niteliğini taşıyor. BNP açıklamasında bu kararın zorunlu olduğunu kaydederken, "piyasada likiditenin tamamıyla buharlaşması" hiçbir alıcı bulunmadığı ifadesini gösteriyor.&lt;br /&gt;Az önce de değindiğim gibi, likiditenin kurması, bir seri zincirleme sorunu, borç ödeyememe durumunu da beraberinde getirebilir. Örneğin A şirketi konut kredisine dayalı menkul kıymetlerini satanamazsa, B şirketine ödemekle yükümlü olduğu miktarı ödeyemez, C şirketine gerekli ödemelerini yapamaz. Çünkü o an geldiğinde, kimse kredi borçlarını ödemeye yanaşmaz, bu da tüm durumu daha da kötü bir hale getirir.&lt;br /&gt;Likidite krizleriyle ilgili en vahim nokta ise şu: Piyasayı düzenleyen ekonomik aktörlerin herhangi birşey yapması son derece güçtür.&lt;br /&gt;ABD Merkez Bankası normal şartlar altında ekonomik kriz yaşandığı dönemlerde faizleri düşürme yolunu seçer. Hatta bunu Perşembe sabahı vadeli piyasalarda işlem yapanlar ABD Merkez Bankası'nın gelecek ay sonundan önce faizleri artıracağına yönelik tam olan inançlarını pozisyonlarına yansıtmış durumdalar. FED ayrıca likidite krizine girmiş olan, pozisyonlarını kapatamamış bankaların işlemlerini yapması için de nakit kredi sağlar: Perşembe günü Avrupa Merkez Bankası para piyasasına 130 milyar dolar verirken, her ne miktar istenirse karşılayacağının güvencesini verdi. ABD Merkez Bankası da benzer şekilde piyasalara 24 milyar dolar verdi.&lt;br /&gt;Ancak bu likidite kuruduğunda, normal zamanlarda piyasayı yönlendirmek için alınan kararlar etkisini yitirmiş olacaktır. Kredi faizlerinin düşürülmesi, kimsenin kredi almayı düşünmediği bir ortamda kredi kullandıracak bankalar için hiçbir anlam taşımaz. Bankalara istediği kadar nakit verilmesi eğer o nakit bankanın kasasında yatacaksa pek bir etki yaratmaz.&lt;br /&gt;Diğer yandan, ABD Merkez Bankası ve federal hükümetin alınan önlemlerin çalışmaması halinde ne yapılacağını, nasıl krizi frenleyeceğini planlaması gerekir. Ama birbirinden farklı pek çok nedenle, Bush hükümetinin ehliyetsizliği dışında elbette, durumun o aşamaya varması zor görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Umarım bu kriz, 1998 krizi gibi hızla ortadan kalkar. Ama bunun böyle olacağını pek sanmıyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;THE NEW YORK TIMES / 10 Ağustos 2007&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22519925-7027451917564769331?l=muratbasboga.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muratbasboga.blogspot.com/feeds/7027451917564769331/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22519925&amp;postID=7027451917564769331' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/7027451917564769331'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/7027451917564769331'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muratbasboga.blogspot.com/2007/08/iler-ktye-gidiyor-durduran-yok.html' title='İşler kötüye gidiyor, durduran yok'/><author><name>Murat Basboga</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00413372275052498597</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/640/DSCF0030t.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22519925.post-1451805521253136029</id><published>2007-02-09T10:07:00.000+02:00</published><updated>2007-01-25T09:28:49.947+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='medya'/><title type='text'>Yayıncılığın çizgisi değişiyor</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Lqe3UHyxt-A/RcwscC6Lx1I/AAAAAAAAAAw/Pdy1uPK3gkk/s1600-h/Sulzberger.jpg"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5029443744194873170" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Lqe3UHyxt-A/RcwscC6Lx1I/AAAAAAAAAAw/Pdy1uPK3gkk/s200/Sulzberger.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Yayın hayatına 1861 yılında başlayan, dünyanın en prestijli gazeteleri arasında yer alan The New York Times, yönünü pahalı kağıt-baskı-dağıtım üçgeninden tamamıyla haberin öne çıktığı internete çevirmenin işaretlerini veriyor. İşte bu dönüşümün mimarı ise NYT'nin Başkanı ve CEO'su Arthur Sulzberger Jr. Sulzberger, İsrail'in Haaretz gazetesine verdiği söyleşide bu dönüşümün ana hatlarını açıkladığı gibi, gazete kağıdının tarih olabileceğine de dikkat çekiyor.&lt;/span&gt; &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;NYT Başkanı Sulzberger:&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“5 yıl sonra gazeteyi yayınlayıp yayınlamamak umrumda değil. Yazılı baskıdan, internete geçişi gerçekleştirmeye odaklandık”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişişel servetine ve etkileyici bir aileden gelmesine rağmen. dünyanın en saygın gazetesi New York Times’ın sahibi, başkanı ve yayıncısı sıkıntılı bir adam. New York Times’ın arkasındaki bu adam neden sıkıntılı olabilir ki? Son dört yıldır gazetenin karı düşüyor, piyasadaki payı azalıyor. Şirketin hisselerinin olması gerekinin çok altında. Hatta geçen hafta Suzberger grubu Boston Globe yüzünden 570 milyon dolar zarara uğradı. Bu da yetmezmiş gibi kendi portföyünün bulunduğu yatırım bankası Morgan Stanley, Arthur Sulzberger’e gazete üzerindeki kontrolünü kaybetmesine neden olabilecek bir kampanya başlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sulzberg belki de bu yüzden basına konuşmayı pek sevmiyor. Ancak Davos zirvesine katılan Sulzberger Alp havasının verdiği rahatlığın da etkisiyle, İsrail’in önde gelen gazetelerinden Haaretz’e haber yayıncılığı sektörünün geleceği konusunda önemli değerlendirmelerde bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“5 yıl sonra New York Times’ı yayınlıyor olup olmayacağımızı gerçekten bilmiyorum. Aslında umurumda da değil” diyen Sulzberger şu anda yazılı baskıdan internet versiyonuna geçişi en iyi nasıl gerçekleştirebileceklerine odaklandıklarını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"İNTERNET HARİKA BİR MECRA"&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;New York Times’ın internet sitesinin abonesinin 1.5 milyon, gazetenin ise 1.1 milyon abonesi bulunduğuna dikkat çeken NYT Başkanı, “İnternet harika bir mecra ve biz bu alanda öncüyüz. New York Times, bir gün gazeteyi yayınlamayı bırakma kararı alabileceği bir yolculuğun içinde. O gün, bu geçişin sonunun geldiği gün olacak. Bu uzun bir yolculuk Yolda tümsekler de olacak,” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seri ilanların uzun zamandır basının ana gelir kaynağı olduğunu kabul etmekle birlikte Sulzberger yayıncılık sektörünün internete kaydığını savundu. Suzlberger, “Gazeteler kaybettikçe internet siteleri kazanıyor. Medya grupları online reklam konusunda kendi iş modellerini geliştirebilir. İnternet reklamcılığının kağıt, mürekkep, dağıtım gerektirmediği için şirketler daha az reklam geliri elde etseler bile aynı parayı kazanabilir” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İntenet yayıncılığında geliştirme ve bilgisayarlaştırma maliyetleri konusuna da değinen NYT Başkanı, bu maliyetlerin baskı maliyetlerinin yanına bile yaklaşamadığını şu sözlerle vurguladı: “Baskı konusunda yaptığımız en son yatırım 1 milyar dolardan aşağı değildi. İnternet sitesini geliştirme maliyetleri bu büyüklüğü bulmuyor bile.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"HABER MERKEZİNDE DEĞİŞİM ZORDUR"&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“New York Times yakın zamanda gazete ile internet sitesinin haber merkezlerini birleştir. Bu birleşim sancılı mı oldu. Gelinen noktada hangi ekip daha baskın” sorusuna ise Sulzberger şu ilginç yanıtı veriyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir gazetenin haber merkezi neye benzer bilir misiniz? Bir hastanenin acil servisi, ya da askeriye de bir karargah gibidir. Bunların hepsi amaç odaklıdır ve değiştirmek çok zordur, Ama bir kere değişim başladı mı, cabucak gerçekleşir. Bu yüzden geçiş sancılıydı. Ama gazeteciler konsepti kavradığı andan itibaren bu hamleyi coşkuyla kucakladı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“İNTERNET DÜNYASINDA YAŞIYORUZ”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İnternet dünyasında yaşıyoruz” diyen Arthur Sulzberger, internetin mecbur kıldığı değişikliklere hazırlanabilmek için işi sadece elektronik dünyaya (internet-cep telefonu vs) yönelik şeyler geliştirmek olan 5 kişilik bir özel bir birim bile kurduklarına dikkat çekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;New York Times gazetesini okuyanların yaş ortalamasının 42 olduğunu ve bunun 10 yıldır değişmediğini, gazetenin internet sitesini okuyanların yaş ortalamasının ise 37 olduğunu belirten NYT Başkanı, bunun hem yazılı hem de internet baskısı için genç okuyucuları kazanmayı başardıklarını gösterdiğine dikkat çekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“OKUMA DENEYİMİ YENİ CİHAZLARA YÖNELECEK”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;New York Times’ın Microsoft ile ‘Times Reader’ konusunda (gazeteyi özel bir yazılım üzerinden okumayı sağlayan NYT’ye özel tasarlanmış yazılım) anlaşmaya vardığını hatırlatan Arthur Sulzberger, “Bu yazılım kullanıcıların gazeteyi başta dizüste bilgisalarlar olmak üzere ekrandan okumasını sağlayacak. Bu sayede gazete okuma deneyiminin yeni cihazlara yöneleceğine gerçekten çok inanıyorum” diye konuştu. Sulzberger, “Eğer New York Times’I online okumak istiyorsanız parasını ödemek zorundasınız” diyecek kadar da Times Reader’ın geleceğine güveniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“BLOG GERÇEĞİNİ GÖZ ARDI EDEMEYİZ”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blog (online günlük) çağında online gazetelerin hatta genel olarak medya sektörünün geleceği konusunda ise Sulzberger, internetteki milyonlarca günlükçüyü görmezden gelemeyeceklerini, eğer bunların kim ve ne olduklarını unuttuğu anda savaşı kaybedeceklerini belirtmekle birlikte, “Biz haberlerin küratorüyüz. İnsanlar New York Times’ı blog okumak için tıklamıyor. Güvenilir haber istiyorlar” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazetelerin artık şehir hayatı konusunda odak noktasında bulunmadığını kabul eden Sulzberger, “Bir zamanlar insanlar sinemada ne var dile gazeteye bakmak zorundaydı Bugün bu bilgilerle dolu yüzlerce forum ve site var. Ama gazete günlükçülerin ve harici yazarların içeriğini bir potada eritebilir Bu topluluğun bir parçası olmak ve online dünya ile diyolağ kurmak zorundayız” diye konuşuyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22519925-1451805521253136029?l=muratbasboga.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muratbasboga.blogspot.com/feeds/1451805521253136029/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22519925&amp;postID=1451805521253136029' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/1451805521253136029'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/1451805521253136029'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muratbasboga.blogspot.com/2007/02/yayncln-izgisi-deiiyor.html' title='Yayıncılığın çizgisi değişiyor'/><author><name>Murat Basboga</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00413372275052498597</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/640/DSCF0030t.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Lqe3UHyxt-A/RcwscC6Lx1I/AAAAAAAAAAw/Pdy1uPK3gkk/s72-c/Sulzberger.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22519925.post-520365230030911691</id><published>2007-01-12T09:16:00.000+02:00</published><updated>2007-08-06T22:55:27.173+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzik'/><title type='text'>Müzik konusunda 2006'nin en iyileri</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Lqe3UHyxt-A/Rac6K_VCSAI/AAAAAAAAAAg/6GXTaoOf3CQ/s1600-h/thom01big.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5019044270200473602" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Lqe3UHyxt-A/Rac6K_VCSAI/AAAAAAAAAAg/6GXTaoOf3CQ/s320/thom01big.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Türkiye'nin konusunda en iyi djleri arasında yer alan Murat Abbas -nam-ı diğer Mabbas- 2006 yılında yayınlanmış 60 en iyi albümü sıraladı. Mabbas'ın yaptığı sıralama rock, pop, electronic ve indie türlerini kapsıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mabbas, ayrıca yaptığı bu seçkiden öne çıkan şarkıları Dinamo FM 103.8'deki programında yer verecek. Listenin başında Radiohead'in solisti Thom Yorke bulunuyor. Liste ekte, dinleyicilere iyi eğlenceler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;1 Thom Yorke-The Eraser2 Ellen Allien &amp;amp; Apparat - Orchestra Of Bubbles3 Arctic Monkeys-Whatever People Say I Am,That's What I'm Not4 CSS - Cansei De Ser Sexy5 Muse - Black Holes and Revelations6 The Killers-Sam's Town7 Pretty Girls Make Graves-Elan Vital8 Howling Bells-Howling Bells9 Dirty Pretty Things-Waterloo to Anywhere10 Clap Your Hands Say Yeah (Avrupa baskısı 2006)11 Hot Chip-The Warning12 Metric-Live it Out13 The Kooks - Inside In / Inside Out14 Razorlight-Razorlight15 Snow Patrol-Eyes Open16 Panic! At The Disco - A Fever You Can't Sweat Out17 Beirut-Gulag Orkestar18 Ms.John Soda-Notes and The like19 The Rapture-Pieces of The People We Love20 Ratatat-Classics21 The Veils-Nux Vomica22 The Long Blondes - Someone To Drive You Home23 Peter,Bjorn and John-Writer's Block24 The Strokes-First Impressions on Earth25 Sonic Youth-Rather Ripped26 She Wants Revenge-She Wants Revenge27 Nouvelle Vague-Bande Apart28 Regina Spektor-Begin to Hope29 Joan as Police Woman-Real Life30 The Raconteurs - Broken Boy Soldiers31 Boy Kill Boy-Civilian32 (Chris) Clark-Boddy Riddle33 Tv on The Radio-Return to Cookie Mountain34 Lily Allen-Alright,Still35 Booka Shade - Movements36 Broken Social Scene-Broken Social Scene37 The Gossip - Standing in the Way of Control38 The Futureheads-News and Tributes39 Keane-The Iron Sea40 Tapes'n Tapes-The Loon41 Jeff Samuel-Step42 Plan B-Who Needs Actions When You Got Words43 Tim Hecker-Harmony in Ultraviolet44 The Decembrists-The Crane Wife45 Neil Young-Living With War46 Guillemots-Through The Window Pain47 Cassius-15 Again48 Future Funk Squad-Audio Damage49 Captain-This is Hazelville50 Junior Boys-So This is Goodbye51 Trentemoller-The Last Resort52 Hyper-We Control53 Easy Star All - Stars - Radiodread54 Lindstrom - It`s A Feedelity Affair55 Fuckpony-Children Of Love56 Camera Obscura-Let's Get Out Of This Country57 !Forward Russia-Give Me A Wall58 Midlake-The Trials of Van Occupanther59 Afx-Chosen Lords60 The Feeling-Twelve Stops and Home &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.dinamo.fm/djler.asp?djId=19"&gt;http://www.dinamo.fm/djler.asp?djId=19&lt;/a&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22519925-520365230030911691?l=muratbasboga.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muratbasboga.blogspot.com/feeds/520365230030911691/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22519925&amp;postID=520365230030911691' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/520365230030911691'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/520365230030911691'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muratbasboga.blogspot.com/2007/01/mzik-konusunda-2006nin-en-iyileri.html' title='Müzik konusunda 2006&apos;nin en iyileri'/><author><name>Murat Basboga</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00413372275052498597</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/640/DSCF0030t.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Lqe3UHyxt-A/Rac6K_VCSAI/AAAAAAAAAAg/6GXTaoOf3CQ/s72-c/thom01big.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22519925.post-2512710066433465010</id><published>2006-12-28T16:09:00.000+02:00</published><updated>2006-12-28T16:36:38.149+02:00</updated><title type='text'>Giden zamanın peşinde</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Lqe3UHyxt-A/RZPQ1GKuE2I/AAAAAAAAAAM/I1eGXXBt_Y0/s1600-h/dosyason.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5013580420800713570" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Lqe3UHyxt-A/RZPQ1GKuE2I/AAAAAAAAAAM/I1eGXXBt_Y0/s400/dosyason.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Kıymetli gençler, &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman "acımasızca" ilerliyor, günler haftaları, haftalar ayları, aylar ise "nasıl bitecek, neler olacak" diye merak ettiğimiz yılları dolduruveriyor. Günlerin birinde zaman üzerine doğrusal bir anlayışım olduğu bana söylendiğinde bir hayli bozulmuştum.&lt;br /&gt;Ancak zaman gerçekten birbirinden farklı ve hiçbirinin birbirine değmediği çizgilerden oluşuyor. İşte sizlere son bir yılda hafızama kaydettiğim görüntülerden bir kolaj. Biri hariç, o zamanların ötesinden geliyor ve hepsini kaplıyor. 1975 yılından, 3 yaşındaki ikizlerin Yenikapı'daki evlerinin balkonundan geliveriyor üstelik. Miss Daisy ve Tarkan ile geliyor hatta. Fotoğraflardan oluşan bir tabloyu sizlerle paylaşıyorum ve o fotoğrafların donuk kareleri ardındaki heyecanları, capcanlı insanları, denizi, lüferleri görmenizi diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıklar, mutluluklarla dolu, zamanı istediğiniz gibi doldurabildiğiniz bir yıl ve mutlu bir bayram diliyorum. Sevgiler, Murat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Fotoğraflar ise soldan sağa şöyle: Floransa'da Medici Sarayı, Paris'te Sacré-Ceur, Milano, Murat-Çiğdem -1975, Çiçek-Murat-Cansu 2006, Edinburgh, balık peşinde İstanbul Sarıyer, Floransa)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22519925-2512710066433465010?l=muratbasboga.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muratbasboga.blogspot.com/feeds/2512710066433465010/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22519925&amp;postID=2512710066433465010' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/2512710066433465010'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/2512710066433465010'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muratbasboga.blogspot.com/2006/12/giden-zamann-peinde.html' title='Giden zamanın peşinde'/><author><name>Murat Basboga</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00413372275052498597</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/640/DSCF0030t.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Lqe3UHyxt-A/RZPQ1GKuE2I/AAAAAAAAAAM/I1eGXXBt_Y0/s72-c/dosyason.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22519925.post-114893102739589862</id><published>2006-05-29T22:21:00.001+03:00</published><updated>2006-11-14T10:18:04.146+02:00</updated><title type='text'>Futbol şöleni kapımıza geldi bile</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/1600/1979272.0.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/320/1979272.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/1600/1979272.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dünya futbolunun şöleni niteliğindeki 2006 Dünya Kupası'nın 9 Haziran'da Almanya'da başlamasına sayılı gün kala, turizm sektörü yönünü bu dev spor etkinliğine çevirmiş durumda. Almanya ve Kosta Rika arasında Münih'te yapılacak karşılaşma ile başlayacak Dünya Kupası bir ay boyunca dünyanın ilgisinin bu ülkeye dönmesine neden olacak. 64 maçın toplam bilet sayısı 2.9 milyonu bulurken, 12 kentiyle Dünya Kupası'nın ev sahipliğini yapan Almanya'da otellerin toplam 3.5 milyar dolarlık gelire ulaşması öngörülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uluslararası Futbol Federasyonu (FIFA) tahminlerine göre televizyonları başında kupayı izleyeceklerin sayısı 30 milyarı bulurken, bu sayı Olimpiyat Oyunları'nın izleyici sayısının yedi katına ulaşıyor. Katıldığı üç Dünya Kupası'nda kupayı kucaklayan futbol yıldızı olan Pele "Futbolun doğduğu toprakların, anavatanının Avrupa olduğunu asla unutmayın. İlginin yüksekliği doğal" diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turizm sektörünü canlandıracak nitelikteki ilk adımı atan ise FIFA'nın ta kendisi. FIFA, uluslararası sponsorlar, federasyonlar, takımlar ve yöneticilere pazarlamak üzere 1 milyon geceleme için oda kiralarken, bu kiralama Dünya Kupası'na ne derece yüksek ilgi beklendiğinin bir göstergesi niteliğinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak Alman turizm sektörü temsilcileri bu tür bir blok kiralamanın konaklama sektörünü ciddi oranda darboğaza soktuğunu belirtirken, daha önce Atina ve Barcelona'da düzenlenen Olimpiyat Oyunları'nda da ülkelerin blok kiralamalar nedeniyle zor günler yaşadığını hatırlatıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ONLARIN GÖZÜ TURİSTTE&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Dünya Kupası'nda defalarca final oynamış Almanya'nın dünya sıralamasında şimdiki yeri 16'ncılık olurken, müşterek bahisçiler de Almanya'nın turnuvada başarı gösterme ihtimalini düşük buluyor. Durumun farkında olanlar ise şampiyonlukla değil turizm faaliyetiyle ilgilenmeye başlamış bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanya Turizm Bakanlığı'nın yaptığı tahminlere göre, Dünya Kupası için gelecek yabancı turist sayısı bir milyonu aşacak. Bunun ekonomiye katkısının yüksek olacağını öngören Almanya Turizm Birliği Başkanı Klaus Laepple, "Dünya Kupası, Almanya'nın sadece bir futbol ülkesi değil, bir turizm ülkesi olduğunu göstermek için iyi bir fırsat" diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna karşılık ekonomik araştırma enstitüsü DIW, yaptığı son değerlendirmede, "Dünya Kupası düşük seyreden iç tüketimin canlanmasına yardımcı olabilir. Ama bunun ekonomik bir iyileşmeyi sağlayacak ve ülkeye yatırım akışını yeniden başlatacak düzeyde gerçekleşmesini beklemek hatalı olur" ifadesini kullanıyor. Benzer şekilde Euro 2004'ün yapıldığı Portekiz de ekonomik canlanma için umudunu turnuvaya bağlamış ancak bunun büyüme hızına katkısı sadece yüzde 0.1 olurken, büyüme hızı yüzde 1.2'ye çıkmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;YÜKSEK MALİYET BEKLİYOR&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Dünya Kupası'nı yerinde seyretmek üzere Almanya'ya gidecek olanları yüksek maliyetlerin karşılaması söz konusu olacak. Uluslararası danışmanlık firması ECA'nın hazırladığı rapora göre, izlemeye gidecek taraftarların günlük yaşam harcamalarında dört haftalık sürede yüzde 110'luk artış yaşanacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/1600/1979297.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/320/1979297.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ECA Genel Müdürü Lee Quane, "Dünya Kupası'na katılan ülkeler arasında en pahalı ülkelerden birisi Almanya. Sadece bir avuç ülkede Almanya'nın üzerinde bir yaşama maliyeti söz konusu" diyor. Maliyetlerin görece şekilde artmayacağı ülkeler Japonya, Güney Kore, İsveç, İsviçre, Fransa ve İngiltere olurken, Dünya Kupası'nı üç defa müzesine götürmüş Brezilya'dan gelecek olanların maliyeti yüzde 70, Uruguay'dan geleceklerin maliyeti yüzde 110 oranında atacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanya'da üç yıldızlı bir otelde dört hafta süresince kalmanın maliyeti 3 bin 41 euro olurken, Brezilya'da aynı maliyet bin 903 euro düzeyinde bulunuyor. Artan maliyetlere karşılık veriler dünya genelinde seyahate çıkacakların yüzde 7'sinin maçları yerinde seyretmek üzere Almanya'ya gidebileceğine işaret ediyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22519925-114893102739589862?l=muratbasboga.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muratbasboga.blogspot.com/feeds/114893102739589862/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22519925&amp;postID=114893102739589862' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/114893102739589862'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/114893102739589862'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muratbasboga.blogspot.com/2006/05/futbol-leni-kapmza-geldi-bile_29.html' title='Futbol şöleni kapımıza geldi bile'/><author><name>Murat Basboga</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00413372275052498597</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/640/DSCF0030t.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22519925.post-114591353138158094</id><published>2006-04-25T00:17:00.003+03:00</published><updated>2009-05-01T15:37:40.489+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='caz'/><title type='text'>Cassandra Wilson başka diyarlara götürüyor</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://graphics8.nytimes.com/images/2006/09/22/arts/cass.190.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 190px; height: 274px;" src="http://graphics8.nytimes.com/images/2006/09/22/arts/cass.190.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Cassandra Wilson ve benzerlerine doğuştan yetenekli demek maksadını aşan bir ifade olmasa gerek. Yıllar geçtikçe müzikalitesini üstün vokal tekniğiyle birleştirmeyi başarmış olan Wilson, cazseverler dışında da kendisine hatırı sayılır bir dinleyici kitlesi yaratmış durumda. Kimisi rock, kimisi blues dinleyicisi olan bu kitle Cassandra Wilson'un Blue Note'dan yayınlanan son albümü "Thunderbird"den yana son derece mutlu olacağa benziyor. Çünkü albüm açılışından itibaren bu türü sevenlere de birbirinden güzel eserler sunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cassandra Wilson'un muhtemelen 'en başarılı' albümü olarak nitelendirilebilecek bu albüm, caz yorumları dışında, üstün vokal tekniğine sahip bir şarkıcının her tür eserin üstesinden başarıyla gelebildiğinin de bir göstergesi niteliğini taşıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22519925-114591353138158094?l=muratbasboga.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muratbasboga.blogspot.com/feeds/114591353138158094/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22519925&amp;postID=114591353138158094' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/114591353138158094'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/114591353138158094'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muratbasboga.blogspot.com/2006/04/cassandra-wilson-baka-diyarlara-gtryor.html' title='Cassandra Wilson başka diyarlara götürüyor'/><author><name>Murat Basboga</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00413372275052498597</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/640/DSCF0030t.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22519925.post-114341285080566904</id><published>2006-03-27T01:32:00.000+03:00</published><updated>2006-11-14T10:18:03.910+02:00</updated><title type='text'>Santana meraklısına mücevherler sunuyor</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/1600/santana2.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/320/santana2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Müzik tarihinin önemli kişiliklerinden, 1969 yılındaki ünlü Woodstock Müzik Festivali’nin dünyamıza armağanı Carlos Santana, farklı türlerde müzik yapan sanatçılarla birlikte kaydettiği 2005 yapımı ‘All That I Am’ adlı albümle yüksek satış başarısı arıyor.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahip olduğu olağanüstü elektrogitar çalma tekniğini, Latin ritmlerinin sıcaklığıyla birleştiren efsane gitarist Carlos Santana, yeni albümü ‘All That I Am’ ile dinleyicileriyle buluştu. Santana’nın Ekim ayı sonunda yayımlanan albümü ABD’de en fazla satan albüm niteliğine kavuşurken, sanatçının 30 yılı aşkın kariyerinde birbiri ardına yaptığı üçüncü düet albümü özelliğini de taşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fleetwood Mac’in kurucuları arasında yer alan Peter Green’in bestesi olan ‘Black Magic Woman’ ile rock dünyasının klasikleri arasında sarsılmaz bir yer edinmiş Santana, son albümünde de birbirinden hayli farklı müzik tarzlarını benimsemiş sanatçılarla birlikte çalıyor.&lt;br /&gt;40 yıla uzanan müzik kariyerinde daha önce Tito Puente’den John Lee Hooker’a kadar pek çok farklı isimle birlikte çalmış Carlos Santana’nın bu defa birlikte müzik yaptığı kişiler arasında geçen yıl büyük liste başarısı sağlayan Joss Stone, Aerosmith’den Steven Tyler, Metallica’dan Kirk Hammett ve Robert Randolph hemen göze çarpan isimler.&lt;br /&gt;Zengin eşlikçi kadrosuyla birlikte yüksek satış grafiği yakalayan Santana, bu defa da 1999 yılında ‘Smooth’ adlı şarkı ve bu şarkının yer aldığı ‘Supernatural’ adlı albümün başarısı, daha sonra da 2002 yılında çıkardığı ikinci düet albümü ‘Shaman’ ardından üçüncü kez yüksek satış rakamı yanında liste başarısı arıyor.&lt;br /&gt;Yapımcıların kolay kolay bir araya getirmeyi başaramayacağı müzisyen kadrosunu ‘All That I Am’ için toplayan Santana, böylece değeri yüksek olan markasının genç kuşaklar tarafından tanınırlığını artırmanın yolunu bulmuş görünüyor. (Aksi halde Santana, ‘Smooth’un videosunda Matchbox Twenty’nin solisti Rob Thomas’ın arkasında ‘cool’ görünüşlü gitar çalan yaşlı adam olarak olarak hafızalarda kalacak.)&lt;br /&gt;Elektrogitarla haşır neşir olan herkesin çalma tekniğini etkilemiş olan Carlos Santana, son albümü ‘All That I Am’in açılışında yer verdiği ‘Hermes’ ve ‘El Fuego’ adlı şarkılarıyla müzikal geçmişini (vurmalıların etkili olduğu Latin ritmi, Hammond orgların desteğiyle güçlü bir açılışla) adeta ‘selamlıyor’.&lt;br /&gt;Görkemli açılış sonrasında albümde konuklar geçidi Michelle Branch ile seslendirdiği ‘I’m Feeling You’ ile başlıyor. Rock dünyasının en önemli gruplarından olan Metallica’nın gitaristi Kirk Hammett ve pedallı çelik gitar virtüözü Robert Randolph ‘Trinity’ adlı enstrümantal şarkıda Santana ile karşılıklı solo yapıyorlar.&lt;br /&gt;Bir başka ünlü rock grubu Aerosmith’in solisti Steven Tyler ‘Just Feel Better’ adlı baladda eşlik ediyor. Tyler’in görkemli vokalinin de katkısıyla, bu şarkı liste başarısı sağlayacak görünüyor.&lt;br /&gt;Türkiye’de de benzerleri yapılan müzik-yetenek yarışmalarının ABD’deki karşılığı niteliğindeki ‘American Idol’un birincisi Bo Bice, Santana’ya ‘Brown Skin Girl’ adlı şarkıda eşlik ederken; 2004 yılındaki çıkışıyla öne çıkan OutKast’ten Big Boi ve Mary J. Blige -R&amp;amp;B tınıları taşıyan- ‘My Man’de eşlik ediyor. Anthony Hamilton’un seslendirdiği ‘Twisted’ adlı şarkı da, sahip olduğu latin-caz altyapısıyla albümün en başarılı şarkılarından birisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;LOS LONELY BOYS, ALBÜMÜN SÜRPRİZİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Albümün son şarkıları ‘I Don’t Wanna Lose Your Love’ ve ‘Da Tu Amor’ Santana’nın müzikal geçmişinin en belirgin özelliklerini son derece iyi şekilde yansıtıyor. ‘I Don’t Wanna Lose Your Love’ adlı şarkıda Meksikalı grup Los Lonely Boys’un vokali dikkat çekerken, bu şarkı albümün en iyi şarkılarından birisi niteliğini taşıyor. (Belki de en iyisi, Santana’nın sonraki albümünü, Los Lonely Boys ile birlikte yapması olacak.)&lt;br /&gt;Neredeyse her tarzdan farklı bir müzisyenin yer aldığı ‘All That I Am’ albümü bütünlükten yoksun görünmesine ve 1999 yılında çıkan ‘Supernatural’ albümünün gölgesinde kalmasına karşılık, rock tarihinde yeri olan büyük bir müzisyenle henüz tanışmayanlar için bir fırsat niteliğinde. Santana’yı ‘Oye Coma Va’ ve ‘Samba Pa Ti’ gibi şarkılarıyla tanımış olanlar için ise, eski bir dostla buluşma olanağı yaratan albüm kendi içinde farklı ‘mücevherler’ taşıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22519925-114341285080566904?l=muratbasboga.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muratbasboga.blogspot.com/feeds/114341285080566904/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22519925&amp;postID=114341285080566904' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/114341285080566904'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/114341285080566904'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muratbasboga.blogspot.com/2006/03/santana-meraklsna-mcevherler-sunuyor.html' title='Santana meraklısına mücevherler sunuyor'/><author><name>Murat Basboga</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00413372275052498597</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/640/DSCF0030t.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22519925.post-114340977131761684</id><published>2006-03-27T00:47:00.000+03:00</published><updated>2006-11-14T10:18:03.840+02:00</updated><title type='text'>Nip/Tuck’un gizli mücevheri</title><content type='html'>&lt;em&gt;İki estetik uzmanı doktorun karmaşık ve yoğunluklu arkadaşlığını birbirinden karışık ameliyatların arka planında anlatan dizi film Nip/Tuck, müzik kullanımıyla da öne çıkıyor. Hatta başrolü paylaşan Julian McMhahon (Dr. Christian Troy) ve Dylan Walsh (Dr. Sean McNamara) ardından, diziye en büyük gücü veren mekan düzenlemesi yanında kullanılan müzik. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Brit-pop'tan, samba ve tangoya kadar uzanan geniş bir aralıkta müzik türlerine yer veren Nip/Tuck soundtrackinde, müzik dinleyicilerine iyi bir deneyim vaat ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prodüktör Ryan Murphy'nin seçimlerinin de belirleyici olduğu gözlenirken, bazı şarkıların eski 45'liklerden çıkıp geliverdiği gözleniyor. Örneğin Murphy'nin en beğendiği bölüm olan Sean ve Christian'ın yapışık ikizleri ayırdığı bölümde klasik müziğin izleri görülürken, Todd'un bir fahişeyle geceyi geçirmek üzere anlaştığı dakikada Todd Rundgren'in "Can We Still Be Friends" adlı şarkısı fonda duyuluyor.&lt;br /&gt;Ya da geçen ay yayınlanan bir bölümde Sean'ın eşi Julia'yı aldatarak kısa süreli bir gönül macerasına giriştiği Megan'ın, kanser olduğunu öğrenmesi sonrasında intihar kararı alması ve kararını uygularken fonda Elton John'un "Rocket Man" adlı şarkısının çalması; müziğe gösterilen titizliğin bir başka göstergesi.&lt;br /&gt;Nip/Tuck'un müziklerinin toplandığı albüm ise 15 şarkıdan oluşurken, albümün miksajını Gabriel ve Dresden gerçekleştirmiş. Nettwerk Records'dan çıkan albüm Temmuz 2004'te yayınlanmış.&lt;br /&gt;İngiliz gruplar Morcheeba ve Portishead benzeri, samplelara ağırlık veren düzenlemelerin yer aldığı albümde yaz aylarında Türkiye'ye de gelen dünyanın en ünlü DJ'i Tiesto ile çalışmış Kirsty Hawkshow "Just Be Me", Elvis "Alpha" ve Chungking "Following" ile yer alıyor.&lt;br /&gt;Dizinin jenerik müziği olarak da kullanılan electronic dance grubu The Engine Room'dan "A Perfect Lie" da iki ayrı versiyonuyla albümde yer alıyor.&lt;br /&gt;Albümün önemli şarkılarının başında Brezilya'nın Madonna'sı niteliğindeki Bebel Gilberto'nun "Lonely" adlı şarkısı yer alıyor. Şarkıcının büyük satış rakamlarına ulaşan 2003 yapımı "Tanto Tempo" albümündeki şarkı, Latin duyarlığını ve ritmini Nip/Tuck'a taşıyor.&lt;br /&gt;Diğer yandan, geçen yıl yayınlanan albümü "Come Away With Me" ile Grammy ödüllerini toplayan Norah Jones, Türk müzisyen İlhan Erşahin'in grubu Wax Poetic'le birlikte seslendirdiği "Angels" adlı şarkıyla albümde yer alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/1600/bebel01.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/320/bebel01.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Meraklısına not: Bebel Gilberto, Temmuz 2005'te İstanbul New Yorker'da İlhan Erşahin'le birlikte konser vermişti.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Playlist&lt;br /&gt;&lt;ol&gt;&lt;li&gt;A Perfect Lie (G&amp;amp;D Remix) - The Engine Room (previously unreleased) &lt;/li&gt;&lt;li&gt;So Damn Beautiful - Poloroid (previously unreleased) &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Angels - Wax Poetic featuring Norah Jones &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Fever - Daniel Ash &lt;/li&gt;&lt;li&gt;All The Way To The Top - Jazzupstarts &lt;/li&gt;&lt;li&gt;The Headphonist (Gil-only version) - Kinky (previously unreleased) &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Falling - Chris Coco (previously unreleased) &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Cosmopolitans (Tri-Factor remix) - Erin McKeown &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Price of Love - Client (previously unreleased) &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Just Be Me - Kirsty Hawkshaw (previously unreleased) &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Lonely - Bebel Gilberto &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Elvis - Alpha &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Following - Chungking &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Pride - Syntax &lt;/li&gt;&lt;li&gt;A Perfect Lie (original version) - The Engine Room &lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22519925-114340977131761684?l=muratbasboga.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muratbasboga.blogspot.com/feeds/114340977131761684/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22519925&amp;postID=114340977131761684' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/114340977131761684'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/114340977131761684'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muratbasboga.blogspot.com/2006/03/niptuckun-gizli-mcevheri.html' title='Nip/Tuck’un gizli mücevheri'/><author><name>Murat Basboga</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00413372275052498597</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/640/DSCF0030t.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22519925.post-114340936964205576</id><published>2006-03-27T00:41:00.000+03:00</published><updated>2006-11-14T10:18:03.774+02:00</updated><title type='text'>“Köpek Yılı” bize neler getirecek?</title><content type='html'>&lt;em&gt;Milattan Önce 2600 yılından kalma Çin ay takvimine göre, 2004 maymun yılıydı. Felaketlerin yılı olan maymun yılı ardından horoz yılı, ekonomik yönden olumlu tarafları olmasına karşılık, doğal afetlerin sürdüğü bir yıl oldu. Ocak ayı sonunda başlayacak köpek yılının ise dünyamıza neler getireceği konusunda rivayetler muhtelif. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazete ve dergilerin sayfalarında yer bulan, üzerine kitaplar yayınlanan astroloji paralelinde henüz pek haberdar olmadığımız unsurlar da var. Çin ay takvimine göre hazırlanan Çin falı da bunlardan biri. Milattan önce 2600 yılından bu yana kullanılan Çin ay takvimine göre, 2004 maymun, 2005 horoz yılıydı. Ocak ayı sonunda başlayacak yeni yıl ise köpek yılı. Ekonomik göstergelerden, artan cari açığın yarattığı tehdide kadar farklı konulardaki haberlere bir ara verip, yeni yılın ilk günlerinde Çin falına bakmakta yarar var.&lt;br /&gt;Tarihin en eski kronolojik kayıtlarını oluşturan ve Milattan Önce 2600 yılına kadar uzanan bu takvimin doğması, Çin İmpararoru Huang Ti dönemine rastlıyor. O zamanda başlayan burçlar kuşağı (zodyak) ayın hareketlerini esas alıyor. Kullandığımız miladi takvim gibi Çin ay takvimi de yıllık niteliğe sahip. Her ay, yeniayın çıkmasıyla başlıyor. Böylesi bir döngüden ötürü, Çin takvimine göre yeni yılın başlangıcı ocak ayının sonundan, şubat ayının ortasına kadar farklı bir tarihde olabiliyor. Tam bir serinin tamamlanması, 12’şer yıldan oluşan 5 döngünün bitmesiyle, yani 60 yılda sona eriyor. Çin takvimine göre yeni yıl aynı zamanda bahar festivali olarak da kutlanıyor. Çin ay takvimi ve falın doğuşu üzerine farklı efsaneler bulunuyor.&lt;br /&gt;Efsanelerden birisi Prens Buda –Doğu Asya ülkelerinde milyonlarca kişinin öğretilerini izlediği Budizm’in kurucusu- ile ilgili. Binlerce yıl önce Çin ülkesini yeniden düzenlemeye karar veren Prens Buda, dünyanın tüm hayvanlarına birer çağrı yollar. Bunlardan sadece 12 tanesi (fare, öküz, kaplan, tavşan, ejderha, yılan, at, oğlak, maymun, horoz, köpek ve domuz) bu çağrıya uyar ve gelir. Sonuç olarak Buda, her hayvana bir yıl verir. Efsaneye göre, Çin takvimi o yılın adını taşıyan hayvanın karakteristik özelliklerini taşımaktadır.&lt;br /&gt;Bugün dünyada onbinlerce kişi Çin falını takip ediyor, her nasıl bazılarımız sabah gazeteyi ilk eline aldığında günün yıldız falını okuduğu gibi. Çin astrolojisi, ayrıca günü ikişer saatlik 12 dilime bölerken, falda yer alan her hayvan ile saatleri ilişkilendirmiş durumda. Ayrıca her hayvanın da beş ayrı türü/hali bulunuyor. Ateş, toprak, ağaç, metal ve su halleriyle Çin ay takvimindeki 60 yıllık döngü tamamlanmış oluyor.&lt;br /&gt;Çinli astrologlar, kişilerin doğum yılıyla o yılı sembolize eden hayvanın özelliklerinin birbirlerine paralel olduğu görüşündeler. Yani kişilerin doğduğu yıllara atfedilen özelliklerle, o kişilerin geleceğine yönelik ipuçları bulmak mümkün.&lt;br /&gt;Çin falının izinde, köpek yılında, ülkemizin Türkiye’nin ‘seçim gündemi’nden uzak, sakin ve büyümeye odaklı bir yıl geçirmemiz dileğiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ÇİN FALINDA NE, NEYİ ANLATIYOR&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FARE: Enerjiyle yüklü, beğenilerin odak noktasında olan kişilerin burcu. Duygusal ilişkileri son derece yoğun yaşayan, aile ve dostlarına bağlılığı son derece yüksek. Gerek bilgi birikimi gerekse ileriye yönelik bakışıyla iş konusunda başarılı. Ayrıca bu burçtan olanlar aralıksız yeni heyecanlar, yeni yerler arayanların da başında geliyor. Doğum yılı 1924, 1936, 1948, 1960, 1972, 1984, 1996 olanlar bu burca dahil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖKÜZ: Geleneklerin savunucusu, kelimenin tam anlamıyla muhafazakar bir görüşe sahip. Klasik bir yaşam tarzını benimsemiş olan bu burcun mensupları, inançlarına olan yüksek bağlılıklarıyla diğerlerinden ayrılıyor. Liderlik özellikleri gelişmiş olan bu kişiler, son derece çalışkan ve etrafındakilerle enerjisini paylaşıp, yönlendirmekte hayli başarılı. Doğum yılı 1925, 1937, 1949, 1961, 1973, 1985, 1997 olanlar bu burcun insanlarını oluşturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAPLAN: Atak ve cesur, her riskli işe gözünü kırpmadan girebilecek derecede güçlü olan bu burcun mensupları maceracı bir kişiliğe sahip. İflah olmayan bir iyimserlik taşıyan bu kişiler, hedeflerine ilerlemek için ne gerekiyorsa onları yapan bir yapıya sahip. Ayrıca canlı ve eğlenceli kişilik yapısı da bu kişilerin etrafındaki insanları artıran bir diğer unsur. Doğum yılı 1926, 1938, 1950, 1962, 1974, 1986, 1998 olanlar bu burcun insanları arasında yer alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TAVŞAN: Zeki ve düşünceli olan bu burcun mensupları, sahip oldukları yüksek empati duygusuyla karşısındaki son derece iyi anlayabiliyor. Hayatı boyunca riskten uzak durmayı tercih eden bu kişiler, karar verme aşamasında hayli endişeli davranıyorlar. Diplomatik özellikleri son derece gelişkin olan bu kişiler, karmaşık sorunların çözülmesi aşamasında bireyler arasında uzlaştırıcı rol oynamasıyla diğerlerinden ayrılıyorlar. Yaratıcılık gücü yüksek, stil sahibi bu kişilerin burcu. Doğum yılı 1927, 1939, 1951, 1963, 1975, 1987, 1999 olanlar bu burcun mensupları arasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EJDERHA: Karşılaştığı sorunlar karşısında en ufak endişeye kapılmayan ejderha burcundan olan kişiler, kendi düşüncelerine karşı her türlü tehlikeyle mücadele etmek konusunda kararlı yapıya sahip. Kendine güveni yüksek ve güçlü olan bu kişiler, sahip oldukları liderlik nitelikleriyle diğerleinden ayrılıyor. 1928, 1940, 1952, 1964, 1976, 1988, 2000 yıllarında doğanlar bu burçlara dahil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YILAN: Doğuştan filozof nitelendirmesi bu burcun mensupları için hayli uygun görünüyor. Sahip olduğu derin bilgelikle etrafını aydınlatan bu kişiler, her zaman yaptıkları seçimler çerçevesinde yoluna kararlılıkla yoluna devam etme becerisine sahip. Bu burçtan olanlar gizemli ve alımlı yapılarıyla, içinde bulundukları toplulukta unutulması güç bir zarafet ve tarzın temsilcisi niteliğindeler. Doğum tarihi 1929, 1941, 1953, 1965, 1977, 1989, 2001 olanlar bu burcun insanları arasında yer alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AT: Özgürlüğüne son derece düşkün, her zaman hareket halinde olmayı seven bu burcun insanları, etraflarında hızlarını kesecek nitelikte her ne varsa üzerinden aşabilecek beceriye sahip. Karşısındakileri ikna etme gücü yüksek olan bu burcun insanları, elde etmeyi düşündükleri ne varsa ona ulaşabilecek güç ve kabiliyette. 1930, 1942, 1954, 1966, 1978, 1990, 2002 yıllarında doğanlar bu burcun üyesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OĞLAK: Kibar ve sakin kişiliğe sahip, iyi huylu bir yapıya sahip bu burcun mensupları, deyim yerindeyse pasifist özellikleriyle diğerlerinden ayrılıyor. Yüksek merhamet duygularının etkisiyle, doğanın tüm güzelliklerine tutkun olan bu kişiler, kendi etraflarında güvenli ve sakin bir yaşama alanı yaratmak amacıyla tüm gerekenleri yaparlar. Doğum tarihi 1931, 1943, 1955, 1967, 1979, 1991, 2003 olanlar bu burca mensup.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MAYMUN: Zeki ve kıvrak bir zekaya sahip bu kişiler, içinde bulundukları her ortamda başarıya ulaşabilecek güçte. Yüksek bilgi birikimi ve çok yönlülük, onların her yapıya uyum gösterebilecek beceriye sahip hale getiriyor. Eğlenceli kişilikleriyle öne çıkan bu kişiler, hiç durmadan yeni fırsatlar ve heyecanlar aramayı sürdürür. 1932, 1944, 1956, 1968, 1980, 1992, 2004 yılında doğanlar bu burcun insanlarını oluşturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HOROZ: Özgüveni son derece yüksek, bağımsızlığına düşkün bu kişiler; hiçbir zaman etrafındakilerin yardımını aramaz. Kalabalıkların içinde olsa dahi yalnız kalan bu kişiler, ayrıntılara düşkün, mükemmelliyetçi bir kişilik yapısına sahip. Hayallerini asla yitirmemeyen bu kişiler arasında, 1933, 1945, 1957, 1969, 1981, 1993, 2005 yıllarında doğumlular yer alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KÖPEK: Sahip olduğu bilgelikle, yolunda gitmeyen herşeyi onarmaya yönelen bu kişiler; son derece sadık birer dosttur. Dostları için her türlü riski alan bu kişiler, herşeyden vazgeçebilir. İyi bir dinleyici olan bu burcun mensupları, sır saklama konusunda yüksek beceriye sahiptir. Doğum tarihi 1934, 1946, 1958, 1970, 1982, 1994, 2006 olanlar bu burcun insanlarını oluşturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOMUZ: Temiz kalpli, cömert ve nazik olan bu kişilerin özgüveni yüksek olduğu gibi, sahip oldukları yüksek cesaret onların her türlü görevi üstlenebilecek yapıda olduğuna işaret ediyor. Anlayışlı bir dost, sırdaş olan bu kişiler; yaşama tutkusuyla dopdoludurlar. 1935, 1947, 1959, 1971, 1983, 1995 yılında doğanlar bu burcun üyelerini oluşturuyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22519925-114340936964205576?l=muratbasboga.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muratbasboga.blogspot.com/feeds/114340936964205576/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22519925&amp;postID=114340936964205576' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/114340936964205576'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/114340936964205576'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muratbasboga.blogspot.com/2006/03/kpek-yl-bize-neler-getirecek.html' title='“Köpek Yılı” bize neler getirecek?'/><author><name>Murat Basboga</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00413372275052498597</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/640/DSCF0030t.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22519925.post-114004706425256721</id><published>2006-02-16T01:36:00.000+02:00</published><updated>2006-11-14T10:18:03.702+02:00</updated><title type='text'>Friedman dünyayı ‘düzleştiriyor’</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;em&gt;Yaptığı konuşmalar, yazdığı yazılarla siyasetçilerden, ekonomi çevrelerine pek çok kişiyi etkileyen The New York Times yazarı Thomas Friedman, küreselleşmeyi yeniden tanımlayarak yuvarlak bildiğimiz dünyamızı 'düzleştiriyor'.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küreselleşmenin en büyük savunucularından, gazeteciliğin en prestijli ödülü Pulitzer'i üç kez kazanmış The New York Times yazarı Thomas Friedman, iletişim devriminin küçülttüğü dünyayı bize yeniden anlatıyor. Friedman'ın "The World is Flat: A Brief History of Twenty-First Century" (Dünya Düzdür: 21. YY'nin Kısa Tarihi) adlı kitabı ABD'de yayınlandığı Mayıs ayından bu yana, dünyanın en fazla satan kitapları arasında yer almasının yanında; sunduğu perspektifle de ilgi çekiyor. Yazarın daha önce Türkiye'de de yayınlanmış "KÜRESELLEŞMENİN GELECEĞİ: Lexus ve Zeytin Ağacı" (Boyner Yayınları - 2000) adlı kitabın bir anlamda tamamlayıcısı olan "The World is Flat", küreselleşmede gelinen son aşamayı Friedman'ın dünya ekonomisinin itici gücü haline gelmeye başlayan Hindistan ve Asya ülkelerine yaptığı ziyaretlerde edindiği izlenimlerle resmediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;KÜRESELLEŞME 3.0&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Friedman'a göre, dünyanın artık 'düz' hale gelmesiyle birlikte küreselleşmenin üçüncü evresini yaşıyoruz. Friedman, küreselleşmenin ilk dönemini Kristof Kolomb'un 1492'de Batı Hint Adaları'na ulaşmasından 1800 yılındaki sanayi devriminin başlangıcı olarak tanımlarken; ikinci evre sanayileşmeden 2000 yılında internet şirketlerinin iflasına kadar sürdüğünü kaydediyor. Friedman, bu üçüncü evrede ilk iki dönemde son derece geçerli olan yazarlık anlayışının şekil değiştireceğini vurgularken; üçüncü evrede yazarlığın karmaşık olmadan, rahat anlaşılabilen ve müsamahakar bir yapıya kavuşacağını ifade ediyor. Friedman'ın kitabı da rahat anlaşılabilen bir yapıda, mesajlarını hayli doğrudan vermesine karşılık, uzun anektodlara yer vermesi nedeniyle hayli hacimli bir yapıya sahip.&lt;br /&gt;Friedman'ın tarzından ödün vermeden çok daha etkili bir eseri, yaklaşık yarısı bir hacimde yazabilecek niteliğine şüphe yok. Kitabın orjinalinin 496 sayfa olduğu dikkate alındığında, yazarın uzun bir anlatımı tercih ettiği gözleniyor. Boyner Yayınları tarafından Türkçesi de yayınlanacak kitabın hacmi de hayli merak konusu elbette.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İTİCİ GÜÇ, DÜZLEŞTİRİCİLER NELER?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kitabın bir bölümünde düz bir dünyayı odada hapsolan bir file benzeten Friedman'ın gerçekten ne demek istediğini anlamak için, birkaç sayfa çevirmeye ihtiyacınız var. Teknolojik, siyasi ve ekonomik devrimlerin bütün sınırları yerlebir ettiğini vurgulayan Friedman, bunun yarattığı düzlemin küreselleşmenin yeni oyun alanı olduğunu ifade ediyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/1600/theworldisflatbookhuge.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/320/theworldisflatbookhuge.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Friedman, dünyanın 'düzleşme'sinde 10 etkenin belirleyici olduğuna dikkat çekiyor. Etkenler şöyle sıralanıyor: Berlin Duvarı'nın 1989 yılında yıkılması; kişisel bilgisayarların gelişimi; Netscape'in internet tarayıcısının bulunması; iş akış yazılımları; açık kaynak yazılımları; outsourcing (dış kaynak, taşeron kullanımı); offshoring (vergi muafiyeti olan yapıların kurulması); tedarik zincirleri (Wal-Mart tarzı); insourcing (dışarıdan anlaşılan kişilerin kurumların iç hizmetlerini vermesi); iletişim (Google devrimi). Ayrıca bu etkenlerin hızlarını artıran 'katalizör'ler ve güçlerini 'turbo' hale getiren unsurlara da işaret eden Friedman, bunların başında birey olarak internet erişiminin her an her yerden yapılabilir hale gelmesini sağlayan kablosuz teknolojilerin geldiğini ifade ediyor.&lt;br /&gt;Friedman'in sıraladığı etkenlerin küreselleşmenin son halini şekillendirmesi aşamasında ise, dönüşümü sağlayan ‘itici’lerin katkısı büyük. Friedman’a göre, dönüşümü sağlayan ilk aşamayı, pek çok farklı işi aynı anda yapabilecek yeteneğe sahip makinelerin tasarlanması oluşturuyor. İkinci aşamayı dünyanın en büyük ekonomisine sahip ABD’de verimliliğin hiç olmadığı derecede yüksek olmasına bağlayan Friedman, üçüncü aşamayı ise şöyle tanımlıyor: “Atalet konumundaki yaklaşık 3 milyar insan, internet teknolojisinin verdiği güçle serbest kalarak kendisini başkalarıyla iletişime geçmiş halde buldu.”&lt;br /&gt;“Dünya ekonomisini ve siyasetini 21. Yüzyıl’ın ilk yarısında bu itici güçler –yeni oyuncular, yeni sahada, yatay şekilde yeni yapılara yönelik yeni süreçler tasarlayanlar- şekillendirecek, yönlendirecek” diyen Friedman, 10 düzleştirici etkenin üç ‘turbo itici’yle dünyayı hızla ‘düzleştireceği’ görüşünde. Topluluk ve şirketlerin kendini yeniden tanımlayacağını vurgulayan Friedman, bunun bireyler gibi şirketlere de farklı yapılar karşısında nasıl müşteri, hissedar, vatandaş şapkalarından birisini giyerek davranmasına olanak sağladığını kaydediyor. Friedman’ın işaret ettiği üzere ‘düzleşmiş’ dünyanın önündeki en büyük tehlike ise ‘kimlik bölünmesi – multiple identity disorder’.&lt;br /&gt;Friedman, dünyanın nasıl ‘düz’ hale geldiğini özetlemesi ardından; küreselleşmenin yeni fazının Amerika Birleşik Devletleri’ni, gelişmekte olan ülkeleri, şirketleri ve genel anlamda siyasi-ekonomik yapıyı nasıl etkileyeceğini ele alıyor.&lt;br /&gt;Friedman, ‘sevecen, düşünceli bir düzleştirme’ sürecinin ABD’de hakim olacağını öngörerek, devletin altyapı, güvenlik sorunlarını çözmesi ardından yapacaklarını şöyle özetliyor: “Her ABD vatandaşının kimseye yaşamboyu iş garantisi verilemeyen bir ortamda, istihdam edilebileceği kurumsal bir yapıyı oluşturup, bunun devamlılığını sağlamak devletin en önemli görevi olmalıdır.” Friedman, bu tavrıyla da ABD’de Demokrat Parti’ye olan yakınlığını bir kez daha vurguluyor.&lt;br /&gt;Friedman’ın gelişmekte olan ülkelere yönelik öngörüleri de hayli kapsamlı. Gelişmekte olan ülkelerde ekonominin daha etkin çalışması için ‘toptan reformcu’ anlayışı savunan Friedman, bu süreçte en iyi planlama ve uygulamayı dünya ekonomisinin itici gücü niteliğine kavuşan Çin Halk Cumhuriyeti’nin yaptığını kaydediyor. Küreselleşme yanında ‘yerelleşme’nin (glocalisation) de önemini vurgulayan Friedman, yerelleşmeden varolan yapı içinde bir kültürün bir yabancı kültüre yakın ve uyum kabiliyetinin anlaşılması gerektiğini belirtiyor. Bu konuda Müslüman ülkelerin yatkınlığının çok da fazla olmadığını kaydeden Friedman, bu aşamada Türkiye’nin öne çıktığına işaret ediyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;FRIEDMAN ŞİRKETLERE NE ÖNERİYOR?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Friedman’dan şirketlere yönelik öneriler ise hayli basit ve kolay anlaşılır nitelikte. İşte önerilerden bazıları:&lt;br /&gt;· Dünya düzleşmeye başladığında –ya da kendinizi düzleşmiş hissediyorsanız- derhal bir kürek marifetiyle kendinizi gömün. Duvarlar inşa etmeye kalkmayın.&lt;br /&gt;· Küçük şirketler büyük adımlar atmak zorundadır. (Bir başka deyişle, teknolojinin getirdiği imkanlardan yararlanarak, daha uzağa, daha hızlı, daha geniş bir çevreye ve daha derine ulaşmaya çalışın.)&lt;br /&gt;· Büyük şirketler küçük adım atmalı.&lt;br /&gt;· En iyi şirketler, en yüksek işbirliğine sahip olanlardır.&lt;br /&gt;· En iyi şirketlerin sağlıklı kalması, onların düzenli olarak sağlık kontrolünden geçip, akciğer filmleri çektirmesine bağlıdır.&lt;br /&gt;· Kazanmak ve büyümek için outsourcingi tercih edin, küçülmek için değil.&lt;br /&gt;· Outsourcing sadece meydan okuyanlar için değil, idealistler için de gerekli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jeopolitik gelişmeler üzerine de öngörülerini sıralayan Thomas Friedman, bu aşamada, dünyanın ‘düz’ olmadığını kabul ediyor. Friedman’a göre, ‘düzleşme’yi önleyen unsurların başında hastalık, yetkin olunmaması ve aşağılanma duygusu yanında etraftan kaynaklanan baskı geliyor. Dünyanın en büyük bilgisayar şirketlerinden Dell’e referansla teorisini oluşturan Friedman, önceki kitaplarında vurguladığı yeterli büyüklükte bir orta sınıfa sahip ülkelerin asla savaşmayacağını öngören teorisini bir adım ileriye götürerek; küresel tedarik zincirinin halkası olmuş herhangi bir ülkenin asla savaşa gitmeyeceğini vurguluyor. Friedman, gerek yaptığı konuşmalarda, gerekse kitabında, Avrupa’yı ise “Türk hemşirelerin çalıştığı rehabilitasyon merkezi” olarak tanımlıyor. Friedman, yaptığı tipik tanımlamayla, Avrupa genelinde yaşlanmakta olan nüfus yapısının Türkiye’deki genç nüfusun desteğiyle ayakta kalabileceğini vurguluyor. Avrupa’nın yeterince ‘genç’ düşünmediğini, bir fikri ürüne dönüştürme konusunda son derece ‘ağır’ kaldığını kaydeden Friedman, bunda işe alma-işten çıkarma süreçlerindeki zorlukların etkili olduğunu ifade ediyor. Bunun ‘düzleştirilmesi’ gerektiğini ifade eden şöyle diyor: “İnsanları işten çıkarmanın kolay olduğu yerde, yeni kişileri işe almak da son derece kolaydır.”&lt;br /&gt;Friedman’ın çözümlemeleri de kitabı kadar Amerikalı bir yapıyı savunuyor. “Dünya artık düzleşmiştir. Ama bunu iyi veya kötü şekilde yönetebiliriz. Eğer iyi bir şekilde yönetmeyi başarırsak, siz ve sizin kuşağınız terörizm endişesiyle ne bugün ne gelecekte terörizm korkusu altında yaşamak zorunda kalmaz” diyen Friedman, ısrarla anılardan çok hayallere sahip çıkılması gerektiğini savunuyor.&lt;br /&gt;Friedman’ın kitabı yer yer aksamasına karşılık, düşünmeye değer ayrıntılar da barındırıyor. Ancak şurası kesin. Binlerce okur, bu kitap sonrasında dünyamızı hangi güçlerin yönlendirdiğine yönelik az veya çok fikir sahibi olacak.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;SİYASETÇİLERİN YAKIN DOSTU&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;The New York Times’taki köşe yazıları dünya genelinde yaklaşık 700 gazetede yayınlanan Thomas Friedman, renkli konuşmalarıyla da ciddi bir hayran kitlesini korumayı başarıyor. ABD’nin çeşitli kentlerinde yaptığı konuşmalarda, neredeyse bir pop yıldızı konserinde olduğu derecede kişiyi bir araya getiren Friedman, özellikle Irak sonrası ABD’nin gündeminde daha fazla yer eden Ortadoğu ve değişen dünya ekonomisi üzerine görüşleriyle ilgi topluyor.&lt;br /&gt;ABD toplumu üzerindeki etkisi ünlü gazeteci Walter Lippmann’la karşılaştırılan Friedman, bu ilgiyi canlı tutmak için aralıksız televizyon programları ve konferanslara katılıyor. Lippmann’ın ABD’nin süpergüç haline gelmesine tanıklık ettiği 50 yıllık gazetecilik kariyerine karşılık, 52 yaşındaki Friedman 20 yılı aşkın geçmişiyle 21. Yüzyıl’ı en iyi anlatacak kişilerin arasında yer alıyor.&lt;br /&gt;Yüksek öğrenimini İsrail’in Brandeis Üniversitesi’nde Ortadoğu Çalışmaları üzerine yapan Friedman, daha sonra Marshall Bursu’yla Londra’da Doğu ve Afrika Çalışmaları ve Oxford Üniversitesi’nde eğitimini sürdürdü. Gazeteciliğe UPI Haber Ajansı’nın Beyrut bürosunda 1981 yılında başlayan Freidman, Nisan 1982’de The New York Times’a geçti. Friedman’ın göreve başlamasından altı hafta sonra İsrail ordusu Lübnan’ı işgal etti. Beyrut’taki çalışmalarıyla ilk Pulitzer ödülünü 1989 yılında kazanan Freidman, o yılları “From Beirut to Jerusalem - Beyrut’tan Kudüs’e” (1989) adlı kitabında kaleme aldı. Çok satan “The Lexus and the Olive Tree - Lexus ve Zeytin Ağacı” (1999) adlı kitabıyla küreselleşme üzerine görüşlerini derleyen Friedman, ABD’yi vuran 11 Eylül saldırıları sonrasında da “Longtitudes and Attitudes: Exploring the World After September 11” (2002) kitabını kaleme aldı.&lt;br /&gt;Michael Dell’den Bill Gates’e, geçen yıl ölen Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat’tan İngiltere Başbakanı Tony Blair’e pek çok kişiyle yakın dostluğu bulunan Freidman’ın son kitabı da, belgesel kanalı Discovery için yaptığı söyleşiler de şekillenmiş. ABD’nin Maryland Eyaleti’ndeki Bethesda kentinde yaşayan Friedman’ın iki çocuğu bulunuyor. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22519925-114004706425256721?l=muratbasboga.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muratbasboga.blogspot.com/feeds/114004706425256721/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22519925&amp;postID=114004706425256721' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/114004706425256721'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/114004706425256721'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muratbasboga.blogspot.com/2006/02/friedman-dnyay-dzletiriyor.html' title='Friedman dünyayı ‘düzleştiriyor’'/><author><name>Murat Basboga</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00413372275052498597</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/640/DSCF0030t.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22519925.post-114004581580292274</id><published>2006-02-16T01:22:00.000+02:00</published><updated>2006-11-14T10:18:03.642+02:00</updated><title type='text'>ADN'nin kaleminden bir çizim</title><content type='html'>&lt;div align="right"&gt;&lt;em&gt;NTV tesislerinde sıradan bir günü renkli yapan &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;em&gt;bir hadisenin resmi. Günde 11 saat oturmanın &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;em&gt;insanın şahkülünü nasıl kaydırdığı &lt;/em&gt;&lt;em&gt;bu &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;em&gt;çizim marifetiyle dahi görülebiliyor.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/1600/0murat.0.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/320/0murat.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22519925-114004581580292274?l=muratbasboga.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muratbasboga.blogspot.com/feeds/114004581580292274/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22519925&amp;postID=114004581580292274' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/114004581580292274'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/114004581580292274'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muratbasboga.blogspot.com/2006/02/adnnin-kaleminden-bir-izim.html' title='ADN&apos;nin kaleminden bir çizim'/><author><name>Murat Basboga</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00413372275052498597</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/640/DSCF0030t.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22519925.post-114004548491708349</id><published>2006-02-16T01:17:00.000+02:00</published><updated>2006-11-14T10:18:03.568+02:00</updated><title type='text'>Mesaj trafiğinin faturası parmaklara çıkıyor</title><content type='html'>&lt;em&gt;Türk insanının kuş gribi ile tanışması sonrasında, yeni bir hastalık daha kapımızı çalabilir. Teknolojinin son imkanlarından yararlanmakta birbiriyle yarışan necip Türk halkının tanışacağı hastalık ise ‘başparmak hastalığı’. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de cep telefonunun kullanılmaya başlamasının üzerinden on yıl geçerken; kablosuz teknolojinin gelişmesi, dizüstü bilgisayarların evrimi  ve gerek kısa mesaj gerekse elektronik posta mesajlarının hayatımızdaki yeri giderek artıyor. Profesyonellerden öğrencilere kadar herkes elindeki cihazla birbirine mesaj atıp duruyor. GSM başta olmak üzere kablosuz iletişim hizmeti veren şirketlerin üye olduğu Uluslararası Kablosuz İletişim Federasyonu’nun (CTIA) verilerine göre, 2005 yılında bireylerin birbirlerine attıkları mesajların toplam adedi 1.1 trilyonu buluyor. Hatta Japonya’nın en büyük GSM şirketi NTT DoCoMo’nun açıkladığı veriler, Japonya’da telefondan gönderilen posta mesajlarının ülkedeki bilgisayarlardan atılan mesajları geride bıraktığını söylüyor. &lt;br /&gt;Peki Türkiye’de durum ne? Türkiye’de siyah-beyaz televizyondan renkli televizyona geçiş sonrasında her evde asgari iki televizyonun yerleştiği gibi, evlerde kimisi eski de olsa birden fazla cep telefonu var. Türkiye’deki cep telefonu abonesinin toplam 40 milyona yaklaştığı dikkate alındığında, ciddi bir mesaj trafiğinin olduğu da ortada. Telefondan kısa mesaj (SMS) veya multimedya mesaj (MMS – resim veya ses eklenmiş mesaj) iletişim teknolojisinin önemli nimetlerinden birisi olmasına karşılık beraberinde tehlike de getiriyor. &lt;br /&gt;Kısa mesajlarla çekilişlere katılıp, oyunların dahi oynanabildiği bugünlerde bahsedilen tehlike ise mesaj yollamak amacıyla kullanılan eldeki sağlık sorunları. İnsanın elinde yaklaşık 200’den fazla eklem aktif halde görev yapıyor. Cep telefonu veya benzeri elektronik mesaj alıp gönderimini kolaylaştıran cihazlarda (blackberry) insanlar başparmaklarının marifetiyle hızla mesaj yazıyorlar. Telefon, blackberry, MP3 çalar veya el bilgisayarı gibi cihazlarda dar alanda küçük tuşları kullanmak amacıyla gösterilen yüksek çaba, elinizdeki eklemlerin bir süre sonra aşınmasına neden oluyor. Bu yıpranma, tıp literatüründeki adıyla karpal tünel sendromuna kadar uzanıyor. Hatta ABD’de Ulusal El Terapistleri Birliği (ASHT) yayınladığı bir mesajla kablosuz teknolojinin olanaklarından faydalananları, karşılaşabilecekleri sağlık risklerine karşı uyarmış durumda. ASHT Başkan Yardımcısı Stacey Doyon, günden güne insanların daha küçük cihazları sıklıkla kullanmaya başladığına dikkat çekerek, şöyle diyor: “Bu cihazların tuş takımının son derece küçük olmasından ötürü, bu cihazları kullanmak üzere devreye giren küçük el kaslarına aşırı yük biniyor. Küçük kaslar büyük kaslara oranla çok daha kolay yıpranabilecek nitelikte.”&lt;br /&gt;Peki bu rahatsızlık kendisini nasıl belli ediyor? Başparmakta, bilekte veya avcunuzun herhangi bir yerinde duyduğunuz ağrı ve batma hissi bunun en önemli işareti niteliğinde. Buna yönelik bir tedavi uygulamaya geçilmesi öncesinde, cep telefonu veya kablosuz ne tür cihaz kullanıyorsanız onu bir süre rafa kaldırmakta yarar var. Benzer rahatsızlıklar, Tetris, Donkey Kong gibi oyunların yüklü olduğu Game Boy veya Playstation oyunlarıyla zaman geçiren çocukların ellerinde de gözleniyor. Çocukların kaslarındaki rahatsızlıklar genç kaslar olması nedeniyle daha çabuk geçiyor. Ancak doktorlar küçük yaşta böylesi rahatsızlıklarla karşılaşan çocukların, büyüyüp aktif çalışma hayatına başladıktan sonra bu tür rahatsızlıkları göreceklerine kesin gözüyle bakıyorlar. &lt;br /&gt;Rahatsızlığın giderilmesine yönelik doktorların önerisi ise ellerin dinlendirilmesine yönelik. Kolları doğal şekilde sarkıtarak ya da düz şekilde uzatarak bir süre dinlendirmeyi öneren uzmanlar, mesaj yazmak veya kablosuz cihazları kullanmak amacıyla iki elin birden kullanılmasının yerinde olacağını söylüyorlar. &lt;br /&gt;Her saatte en az 5 dakikalık bir dinlenmenin yerinde olacağını belirten uzmanlar, dinlenme amacıyla bir yastığın dizlerinizin üzerine koyarak kollarınızı uzatıp dinlendirmenin gerektiğini ifade ediyorlar. ASHT Başkan Yardımcısı Doyon, “İnsanlar sadece kalem ve kağıt kullandığı dönemde bizim işimiz çok daha kolaydı. Kesinlikle bugünün dünyasında teknolojinin yeri son derece büyük, ama kullanırken akıllı ve zekice kararlar almak zorunlu” diyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22519925-114004548491708349?l=muratbasboga.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muratbasboga.blogspot.com/feeds/114004548491708349/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22519925&amp;postID=114004548491708349' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/114004548491708349'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/114004548491708349'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muratbasboga.blogspot.com/2006/02/mesaj-trafiinin-faturas-parmaklara.html' title='Mesaj trafiğinin faturası parmaklara çıkıyor'/><author><name>Murat Basboga</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00413372275052498597</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/640/DSCF0030t.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22519925.post-114004538391292156</id><published>2006-02-16T01:15:00.000+02:00</published><updated>2006-11-14T10:18:03.500+02:00</updated><title type='text'>E-devletin gelişimi Wiki’den geçiyor</title><content type='html'>&lt;em&gt;Türkiye’nin de etkinliğini artırmaya çalıştığı e-devlet uygulamalarının genişletilmesi ve kolay kullanımı, internet üzerindeki ansiklopedi Wikipedia benzeri bir yapıya kavuşturulmasıyla mümkün görünüyor. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya sahnesine çıkalı sadece 15 yıl olmasına karşılık insanların hayatında değişiklikler yaratmaya başlayan internet, devletlerin de kendisini yeni koşullara uydurmasını zorunlu hale getiriyor. Türkiye’nin de bu çerçecede devlet hizmetlerini vatandaşların ayağına götürmek aşamasında elektronik ortamda varlığını sürdürmesi gerekiyor. Kısaca e-devlet olarak nitelendirilen bu uygulama, elektronik uygulamalar sayesinde vatandaşların çeşitli devlet kurumlarında işlerini takip etmesini kolaylaştırıyor. Türkiye’de en yaygın kullanılanlar arasında Sosyal Sigortalar Kurumu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Maliye Bakanlığı önemli yer tutuyor. &lt;br /&gt;Pek çok devlet vatandaşlarını açmış olduğu internet sitelerinden işlem yapmaya özendirmeye çalışırken, sitelerdeki bilgiler çoklukla vatandaşların kurumlar hakkında en yeni ve kapsamlı bilgileri oluşturuyor. Dünyanın internet kullanımında lider ülkesi ABD, aynı zamanda açtığı e-devlet siteleriyle de ilk sırada bulunuyor. En fazla tercih edilen internet arama motoru Google’da yapılan küçük bir aramayla ABD’de devletinin .gov uzantısıyla açtığı internet sayfalarının sayılarının 368 milyonla ilk sırada yer aldığını görmek mümkün. Bu sayıya yaklaşabilen herhangi bir ülke bulunmazken, İngiltere’de e-devlet sayfalarının sayısı 9.3 milyona, Avustralya’da 7.2 milyon düzeyine ulaşıyor. Bu rakamlar dünyanın önde gelen şirketlerini de geride bırakır nitelikte. Örneğin bilgisayar devi IBM’in şirket sitesi ibm.com’daki sayfa sayısı yaklaşık 3.9 milyon olurken, internetin gözde açık artırma sitesi eBay’de internet sitesi 3.1 milyon düzeyinde bulunuyor.  &lt;br /&gt;Türkiye’ye bakıldığında ise Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener’in öncülüğünde ivme kazandırılan e-devlet uygulamaları çerçevesinde devlete ait kurumların internet siteleri gelişirken, bu sitelerdeki sayfa sayısı 1.1 milyon düzeyine yaklaşmış durumda. &lt;br /&gt;E-devlet uygulamaları çerçevesinde web siteleri açılmasına karşılık, bu sitelerin vatandaşlar tarafından benimsendiği veya etkin şekilde kullanıldığı ise merak konusu. (Kar yağışının yoğunlaşmasıyla en fazla izlenen internet siteleri haline gelen Devlet Meteoroloji Genel Müdürlüğü (meteor.gov.tr) ve trafik durumunun kameralarla izlenebildiği İstanbul Büyükşehir Belediyesi (ibb.gov.tr) gibi siteleri de hesaba katmak gerek.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya genelinde devletler, e-devlet sitelerinin izlenmesini artırmak amacıyla pek çok ayrı hizmet ve bilgiyi beraberinde sunabilecek nitelikte portal kurmayı planlıyor. İnternet teknolojisi üzerine kitapları ve 50’den fazla makalesi bulunan Almanya’nın Paderdom Üniversitesi’nden Prof. Stefan Böttcher, e-devlet sitelerine yönelik trafiğin artırılmasının vatandaşların aşırı yoğun bilgiyi taramadan, kullanımını kolaylaştıracak bir yapı kurulmasıyla mümkün olabileceğini söylüyor.  Trafiğin artırılması için kurumların müşteri ilişkileriyle ilgili kullandığı CRM yazılımları, içerik yönetim sistemleri, elektronik bülten dağıtımı, forumların sitelere ilgiyi artırabileceğini söyleyen Prof. Böttcher; birbirinden farklı yapılardaki bu tür yazılımların birbiriyle uyumlaştırılmasının daha karmaşık bir görünüm de yaratabileceğini ifade ediyor. &lt;br /&gt;Vatandaşların bilgi denizinde boğulup, ‘nereden başlamalı’ sorusunu kendisine defalarca sormasını önlemenin yolu ise sistemi basitleştirerek, etkin bir yapıya kavuşturmaktan geçiyor. Prof. Bötthcer’in bu konudaki örneği ise, internet üzerinde yer alan ve özellikle blog siteleri tarafından referans olarak kullanılan online ansiklopedi Wikipedia.org. ABD’li Jimmy Wales ve Larry Sanger’in ortak girişimi niteliğinde 15 Ocak 2001’de kurulan Wikipedia’nın sadece İngiltere’de kayıtlı kullanıcısı 45 bini bulurken, dünya genelindeki kullanıcı sayısı milyonu buluyor. Türkçe de dahil olmak üzere 40’ı aşkın dilde yayını bulunan Wikipedia’ya Türkiye’den de 300 kişi günlük giriş yapıyor.  Wikipedia’nın internet sayfalarınnı sayısı 500 bini bulurken, sayfa başına düşen bağlantı sayısı 22’yi buluyor. Böylece dünya üzerinde ulaşılabilen bağlantı sayısı 10 milyonu aşıyor. &lt;br /&gt;Prof. Böttcher, milyonlarca sayfaya sahip bir e-devlet sitesinin üzerinde taşıyacağı on milyonlarca bağlantının kişilerin erişimini kolaylaştıracak şekilde düzenlenmesinin Wikipedia benzeri yapıya kavuşturulmasıyla sağlanabileceğini iddia ediyor. Böttcher, halen uygulanan HTML tabanlı uygulamalar yerine Wikipedia’da kullanılan kelime tabanlı bir yapının tasarlanmasının gerekli olduğunu vurguluyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22519925-114004538391292156?l=muratbasboga.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muratbasboga.blogspot.com/feeds/114004538391292156/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22519925&amp;postID=114004538391292156' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/114004538391292156'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/114004538391292156'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muratbasboga.blogspot.com/2006/02/e-devletin-geliimi-wikiden-geiyor.html' title='E-devletin gelişimi Wiki’den geçiyor'/><author><name>Murat Basboga</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00413372275052498597</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/640/DSCF0030t.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22519925.post-114004347750959933</id><published>2006-02-16T00:40:00.000+02:00</published><updated>2006-11-14T10:18:03.373+02:00</updated><title type='text'>Olimpiyatlar Torino'nun yerini hatırlatacak</title><content type='html'>&lt;em&gt;Dünyanın en fazla izlenen spor organizasyonu Olimpiyat Oyunları, İtalya'nın sanayi başkenti Torino'nun öne çıkmasını sağlayabilir.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alplerin kıyısında, Avrupa otomotiv dünyasının kalbi niteliğindeki İtalya'nın Torino kenti, 2006 Kış Olimpiyat Oyunları'na ev sahipliği yapıyor.  Dünyanın her yanından 2 bin 500 sporcu, 5 bin federasyon yetkilisi ve 1 milyon izleyicinin Olimpiyat Oyunları için Torino'ya gitmesi bekleniyor.&lt;br /&gt;2002 yılında ABD'nin Salt Lake City kentinde yapılan kış olimpiyatlarının gördüğü yüksek ilgi ardından, Torino'ya yönelik beklentiler hayli yüksek. Ancak Salt Lake'te sporseverlerin biletlerin yüzde 95'ini satın aldığı hatırlandığında, böylesi yüksek bir ilginin yakalanması hayli güç. Hala en popüler karşılaşmalar için bilet bulmak mümkün.&lt;br /&gt;Peki, bu ilginin azalmasını nasıl açıklamak gerekiyor? Son yıllarda Türk sporcularının da hayli başını ağrıtan doping skandallarının birbiri ardına patlak vermesi izleyicilerin ilgisini azaltan etkenlerin başında geliyor. İki yıl arayla yaz ve kış Olimpiyat Oyunları'nın yapılmasının izlenirliği zayıflattığı iddiasını savunanlar da söz konusu. Bunların dışında ise terörist saldırı endişelerinin de etkisinden bahsetmek mümkün. ABD'nin Irak'ı işgali aşamasında asker göndererek ABD'ye destek veren İtalya, uzun zamandan bu yana 11 Eylül saldırılarını da gerçekleştiren terör örgütü El Kaide'nin hedef ülkeler sıralamasında yer alıyor. İtalyan Olimpiyat Komitesi'nin yetkilileri ise, mizaç olarak son dakikayı beklemeleriyle Türklere hayli benzeyen İtalyanların son anda harekete geçerek oyunlara ilgi göstereceğini düşünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Torino yeniden öne çıkabilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olimpiyat Oyunları'nın Torino'ya yönelik en büyük etkisini ise, tarihte önemli yer tutan kentin haritadaki yerinin yeniden hatırlanmasıyla gösterebilir.&lt;br /&gt;M.Ö. 218 yılında Kartacalı general Hannibal, Torino'yu yerle bir ederken, Roma İmparatoru Julius Sezar kenti M.Ö. 28 yılında yeniden inşa etmiş. Ortaçağ'da siyaset ve kültür hayatındaki yerini güçlendiren kent, İtalya'daki şehir devletlerinin birleşmesi sonrasında 1861-1865 döneminde İtalya Krallığı'nın ilk başkenti olmuş.&lt;br /&gt;İtalyan otomotiv endüstrisinin itici gücünü oluşturan Fiat Auto da, 1899 yılında Torino'da kurulmuş. Fiat'la birlikte sanayi kenti kimliğine bürünen Torino, şirketin eski yıllardaki gücünü kaybetmesi ardından sanayi alanındaki önemini de geçmiş yıllara oranla kaybetmiş görünüyor. Markaları arasında Ferrari, Alfa Romeo, Lancia ve Iveco'nun da bulunduğu Fiat'ın dört yıl aradan sonra ürettiği yeni model Punto'ların tutulmasıyla kara geçmesiyle, geleceğe yönelik beklentileri olumluya çevirdiğini söylemek için ise henüz erken.&lt;br /&gt;Yatırdığı 48 milyon dolarla Olimpiyat Oyunları'nın ana sponsorları arasında yer alan Fiat'ın sponsorluk çerçevesinde neler yaptığına yakından bakmakta yarar var. Fiat, sponsorluk kapsamında sporcu kafileleri ve gazetecilere 3 bin araç ayırdı. Tahsis edilen araçlar arasında piyasaya çıkacak 4X4 modeli Fiat Sedici yanında, Fiat'ın markalarından Iveco bin 200 otobüs de var. Fiat ayrıca İtalyan milli kayak takımının sponsoru olurken, grubun diğer markalarından Lancia İtalyan buz pateni takımının sponsoru. Fiat ayrıca, 14 Mayıs tarihine kadar açık kalacak Pinacoteca Giovanni e Marella Agnelli sergi salonunda "Poussin'den Canaletto'ya Manzaralar" adlı resim sergisini düzenlemenin yanında; Fiat Müzesi'nde şirket tarihinin en fazla satılan modellerinden Cinquecento'nun da bulunduğu otomobilleri 26 Mart tarihine kadar sergileyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sponsorluk nasıl yansıyacak ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlar, Fiat'ın markasını daha daha güçlü bir şekilde yeniden duyurmak üzere yaptığı yaptığı girişimin yansımaları konusunda değişik görüşlere sahip. Roma Üniversitesi'nden ekonomi profesörü Franco Di Dio Magri'nin sözleri de bunu doğrular nitelikte: "Fiat'ın markasını güçlü bir şekilde duyurmak için şirketin kurulu olduğu kente gelen bir uluslararası organizasyondan daha iyi bir fırsat olabilir mi? Fiat da bu fırsatı değerlendirmeye çalışıyor. Fiat, böylece sağlıklı ve güçlü bir şirket imajını güçlendirerek, otomotiv dünyasındaki yerini korumaya aday olduğunun altını çizecek."&lt;br /&gt;Fiat'ın sponsorluğunun ekonomik değerini ölçmenin güç olduğunu söyleyen Milano'daki IULM Üniversitesi'nden kurumsal iletişimde uzman Prof. Emanuele Invernizzi ise şöyle diyor: "Sponsorluk sadece satışlarda etkili olmayacak, çalışanların şirkete olan bağlılığını da artıracak. Eğer patronunuz saygı duyduğunuz biriyse, daha mutlu çalışacak olan insanlar verimliliği artıracaktır."&lt;br /&gt;Dün açılış töreni yapılan Olimpiyat Oyunları 26 Şubat tarihine kadar sürecek. Televizyonları başındakilere şimdiden iyi seyirler. Bono guarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bütçenin büyüklüğü 1.5 milyar dolar&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Torino Olimpiyat Oyunları'nın bütçesi 1.5 milyar doları buluyor. Bu paranın ciddi bir bölümü ise yurtdışındaki sponsorlardan ve yayın haklarından sağlanıyor. ABD'nin en büyük televizyon kuruluşu NBC, Torino Olimpiyatları'nın yayın haklarını 1995 yılında yaptığı anlaşma çerçevesinde almıştı. NBC, 2000 ile 2008 arasındaki tüm yaz ve kış Olimpiyatları'nın yayını için 3.5 milyar dolar ödemişti. 2003'te yeni bir anlaşma yapan NBC, 2010 Kış Oyunları 2012 Yaz Oyunları için 2.2 milyar dolar daha ödemişti. Yayın haklarından sağlanan gelirin büyük bölümü buradan kaynaklanırken, kalanı Avrupalı ve Japon yayın kuruluşlarından geliyor.  Bilet satışlarının ise toplam gelirlere oranı hayli düşük. Sayılar Torino'daki bilet satışlarının da dikkate değer şekilde zayıf kaldığını gösteriyor. Geçen hafta itibariyle 1 milyon biletten 700 bini satılabilirken, bunun parasal karşılığı sadece 70 milyon dolara ulaşıyor.&lt;br /&gt;Terör tehdidine karşı İtalyan Hükümeti 9 bin polis görevlendirirken, sıkı güvenlik için harcanan para 100 milyon doları buluyor. ABD'nin New York ve Washington kentlerini 11 Eylül 2002'de vuran havadan bir saldırıya karşı, kentin hava sahası kapatılacak. Denetimi ise NATO kuvvetlerine bağlı AWACS uçakları yapacak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22519925-114004347750959933?l=muratbasboga.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muratbasboga.blogspot.com/feeds/114004347750959933/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22519925&amp;postID=114004347750959933' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/114004347750959933'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22519925/posts/default/114004347750959933'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muratbasboga.blogspot.com/2006/02/olimpiyatlar-torinonun-yerini.html' title='Olimpiyatlar Torino&apos;nun yerini hatırlatacak'/><author><name>Murat Basboga</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00413372275052498597</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/834/2291/640/DSCF0030t.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
